Bir Hekimin Gözünden Kanserle Mücadele ve İyileşme Hikayesi

Anasayfa » Blog » Bir Hekimin Gözünden Kanserle Mücadele ve İyileşme Hikayesi
bir hekimin gözünden

ÖNEMLİ UYARI: Bu yazı, bir hekimin kendi kanserle mücadelesi sürecini ve kişisel deneyimlerini aktarmaktadır. Paylaşılan bilgiler, herhangi bir tedavi yönteminin yerine geçmez ve bir doktor tavsiyesi niteliği taşımaz. Sağlığınızla ilgili her türlü karar için lütfen uzman bir hekime danışınız.

Bundan yaklaşık 11 yıl önce maalesef bir kanser hastalığına yakalandım. Önce ameliyat oldum, sonrasında kullandığım tedavilerle bugünlere kadar geldim. Şu anda gayet iyiyim ve bu süreçte elde ettiğim tecrübelerle, özellikle kanser hastalarına yardımcı olmaya gayret ediyorum.

Bu yolda, “Tedavinizde size hangi doktor yardımcı oldu, hangi bitkileri kullandınız?” gibi çok sayıda soruyla karşılaştım. Bütün bu sorulara tek tek cevap vermem mümkün olmasa da, bu yazıyla hepsini birden yanıtlamayı umuyorum.

Geleneksel Tıbbın Ötesinde Bir Arayış

Ameliyatımdan sonra, beni ameliyat eden hekim, hastalığın karın zarına yayıldığını ve hepsini temizleyemediklerini söyledi. Geleneksel tıp bilgilerime dayanarak biliyordum ki, bu durum klasik yöntemlerle tamamen düzeltilemezdi. Yakınlarımın ısrarıyla gittiğim onkoloji bölümünde genç bir asistan, durumumu değerlendirip “3 ay zor yaşar” dedi. Daha sonra gelen hocası ise iyileşme şansımın sadece %5 olduğunu belirtti.

Bu sözler, modern tıbbın bu hastalık için bir çözüm bulamadığına olan inancımı pekiştirdi ve beni bir arayışa itti. “Yok” denilenin, aslında var olabileceğine inandım. Lokman Hekimle ilgili hikayeleri hatırladım ve eğer bir çaresi varsa, bunun bitkilerde olduğunu düşündüm.

Yoğun Araştırma ve Beslenmeyle Gelen Dönüşüm

Bu düşünceyle, yaklaşık 2-3 ay boyunca günde 16-18 saat, yerli ve yabancı elime geçen her kitabı okumaya başladım. Bu okumalarım sonucunda, hastalığın tedavisinde beslenmenin ne kadar hayati bir rol oynadığını anladım.

İlk olarak şekeri ve şekerli her şeyi hayatımdan çıkardım. Sadece ekşi mayalı tam buğday ekmeği tükettim. Yeşil yapraklı ve kök sebzelere ağırlık verdim. Pancar, havuç, limon ve elma gibi sebzelerden özel bir kokteyl hazırlayıp düzenli olarak içtim. Bu kokteyli, slow juicer (yavaş sıkım) makinesiyle yaparak besin değerlerini kaybetmemeye özen gösterdim.

Tedavim: Kullandığım Bitkiler ve Sonuçları

Beslenmemi düzenledikten sonra, kendi tedavim için bazı bitkilere yöneldim. Bu bitkileri yoğun miktarda çay olarak tükettim. Lütfen unutmayın, bu benim kendi tecrübemdir. Kimse kendi başına bu uygulamaları denememelidir.

  • Aynısafa (Portakal Nergisi): Çiçeklerini ve çayını yoğun olarak tükettim.
  • Isırgan Otu: Anadolu’da binlerce yıldır kullanılan bu bitkinin çayını yoğun olarak içtim.
  • Civan Perçemi: Avrupa’da beyaz, bizde ise sarı olan çeşidini kullandım.
  • Eğir Kökü: Bu bitkiyi de masere çayı olarak hazırladım ve her gün birer yemek kaşığı tükettim.

Yaklaşık 3 ay boyunca bu tedaviye çok disiplinli bir şekilde devam ettim. Kontrol için kan testlerimi yaptırdığımda, SEA markerlarımın belirgin şekilde düştüğünü gördüm. Tomografi ve ultrasonda da hiçbir şeye rastlanmadı. İşte o an anladım ki, “yok” denilenin tedavisi gerçekten varmış.

Zihnin Gücü, Uykunun Önemi ve Hayat Tarzı

Bu süreç, iyileşmenin sadece fiziksel olmadığını da gösterdi. Kendime biçilen 3 aylık ömrü aştıktan sonra, “olmaz” lafına olan inancımı tamamen yitirdim. Kendime %5 şans veren doktorları bile ters köşe yapmıştım.

İyileşmemden sonra, eski alışkanlıklarıma dönerek tatlı yemeye başladığımda markerlarımın tekrar yükseldiğini gördüm. Bu durum, şekerin kanser hücrelerini beslediği gerçeğini bana bir kez daha kanıtladı. Bugün bile çok nadiren tatlı tüketir ve beslenmeme dikkat ederim.

Ayrıca, uykunun da iyileşme sürecindeki önemini fark ettim. Beynin kendini temizlediği gece 11-12 ile sabah 3-4 saatleri arasında mutlaka uykuda olmak, bedenin kendini onarması için çok kritik.

Bu deneyimimden sonra, her kanserin aynı yöntemle tedavi edilemeyeceğini anladım. Her insan farklıdır; genetiği, beslenmesi, sosyal çevresi ve psikolojik yapısı tedaviye farklı tepkiler verir. Bu nedenle, tedavi kişiye özgü olmalıdır. Unutmayın, “olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi” ve bu hazinenin kıymetini bilmek, her şeyden önce gelir.

Bizi Instagram’da Takip Edin!

Önceki Yazı

Genetik Kaderimiz mi? Epigenetikle Hastalıkların Şifresini Çözmek

Sonraki Yazı

Kırlangıç Otu ve Göz Sağlığı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir